Allah insanı nasıl korur?

Zünnu-i Mısri'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir :Bir gün elbiselerimi yıkamak için Nil nehrinin kenarına gitmiştim. Nehrin kenarında dururken, bir de baktım ki, görülmemiş şekilde büyük bir akrep bana doğru geliyor.

Bu sudan İçmek Müslümana Haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı,” bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: - “Her kula helâl, Müslüman’a haram!”

Hiçbirinin haccı kabul edilmedi!

Ali bin Muvaffak hazretleri, Şam’da yaşamış olan evliyânın büyüklerindendir. Zünnûn-ı Mısrî ve Abdullah bin Mübarek ile görüştü. 878 (H.265) senesi vefât etti... Abdullah bin Mübarek bir hac mevsiminde Mekke’de hac vazifelerini ifa ettikten sonra, Harem’de uyuyakalır

Kuran Sırları

Bilindiği gibi DNA terimi, canlılardaki genetik malzemenin kısaltılmış ifadesidir. Genetik biliminin başlangıç tarihi ise, Mendel isimli bilim adamının 1865 yılında hazırlamış olduğu genetik yasalarına dayanır. Bilim tarihi için bir dönüm noktası oluşturan bu tarihe, Kuran’da 18:65 numaralı Kehf Suresi’nin 65. ayetinde işaret edilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)

Nefsin Mertebeleri

BİRİNCİ DAİRE: Nefs-i Emmare: Allah`ın emirlerine uymayan, yasaklarını çekinmeden yapan ve zevkine tabi olan nefistir. Nefs-i emmâre denilen bedbaht nefis zenginleştikçe şımarır. Bilgisi arttıkça kibri, gururu da artar. Hele bir de makam sahibi olursa artık onun yanına varmak, sokulmak ne mümkün!

YAHUDİLERİN MAYMUN OLMASI

Onlar, Davud Aleyhisselâm’ın zamanında "Eyle" denilen bir şehirde yaşıyorlardı. Eyle Medine ile Şam arasında bir yerde ve Kızıldenizin sahilinde bir yerdeydi. Allah onlara cumartesi günü balık avlamayı yasak etti. Cumartesi günü olduğu zaman, denizde balık kalmaz, hepsi sahile gelirdi.

ARAPÇA ÖĞRENİYORUM

Öncelikle Hafıza tekniği konusunda size olağan üstü bir ip ucu.Sureler kolaydan zora doğru sıralanır. Bir sayfa alınarak 3′e bölünür. Önce ilk 5 satır, daha sonra diğer satırlar 5′er 5′er ezberlenir ve sonrasında birleştirilerek tekrar yapılır.

Günahın Reçetesi

Büyük Mutasavvıf Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün tımarhanenin önünden geçiyordu. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüp

Ahir Zaman Bu Zaman Mı?

Ahir zamanın kendini hissettirdiği şu günlerde, Rabbimizin ikazlarını neden duymamazlıktan geliyoruz acaba? Nereye gidiyorsunuz? Nerede Muhammed ümmeti?

Şeytan İşi

Günlerden birgün şeytanın yolu bir köye düşmüş.Keyfi yerinde olan şeytan sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineğini sağan genç bir kadını uzaktan izlemiş.

Artan pilav

Yahya baba, II. Bâyezîd Hân zamanında, Edirne Bâyezid Külliyesi'nin aşçılarından biridir.. Arkadaşları hoşaf, kebap sebze, bakliyat pişirir. Ama onun ihtisası pilavdır. Mübârek işe girişti mi, ibadet ettiğini sanırsınız.

Olgun İmana Kavuşma

MESCİD-İ Saadet'te Ashab-ı Kiram toplanmışlar, derin bir vecd ve huşu içinde Allah'ın Resûlünü dinlemekteydiler. Hazret-i Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, Al-i İmrân sûresinden şu mealdeki Âyet-i Kerimeyi okuyordu:

Gönül Örtüsü Hayâ

Gönlün titremesidir hayâ. Gönül ki kurtulmuştur da ağırlıklarından, bir yaprak kadar incelmiştir. İşte o nazenin yapraktır müminin gönlü. Titrer bir günah, bir yanlış, bir aykırı hal gördüğünde.

KÂLU BELÂ

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”

AY'IN RESÛLULLAH (S.A.V)'A SELAM VERMESİ

Ebû Kubeys dağının altında duruyorduk.Ay doğu tarafından göründü.Yükselerek yukarı çıktı. Nûru bütün âlemi doldurmaya başladı.Göğün ortasında kâmil bir dolunay haline geldi...

11 Eylül 2017 Pazartesi

Önyargı

YAŞLI ÇİFTİN İNANILMAZ ÖYKÜSÜ 

Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını… Ve hakimin tok sesiyle sustu uğultu. Sözü yaşlı kadına verdi, hakim…
-Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun?
Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsünden ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı: “Bu herif yetti gari, elli yıldır bezdirdi hayattan…”
Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu mahkeme salonuna… Sessizlik bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Yaşlı kadının gözleri doldu… Ve devam etti… “Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim… O bilmez… Elli yıl önceydi. O çiçeği, bana verdiği çiçeklerin arasından kopardığım bir yaprakla tohumlamıştım, öyle büyüttüm… Yavrumuz olmadı,onları yavrum bildim… Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım… Her gece güneş açmadan önce bir tas suyla sulayacağım diye… iyi gelirmiş derdi… Elli yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayım demedi… Ta ki geçen geceye kadar… O gece takatim kesilmiş, uyuyakalmışım… Ben böyle bir adamla elli yıl geçirdim… Hayatımı, umudumu her şeyimi verdim… Ondan hiçbir şey göremedim… Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim…. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.”
Hakim, yaşlı adama dönerek “Diyeceğin bir şey var mı baba?” dedi.
Yaşlı adam bastonla zor yürüyordu. Kürsüye vardı. Suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle hakime yöneldi:
“Askerliğimi, Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım, o bahçenin görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim… Fadime’mi de orada tanıdım… Sedefleri de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim… O çiçeklerle doludur bahçesi… Kokusuna taptığım perişan eder yüreğimi… Evlendiğimizin ilk günlerinden birinde boyun ağrısından onu hekime götürdüm… Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi… Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi… Hekimi pek dinlemedi bizim hatun… Lafım geçmedi. O günlerde tesadüf bu çiçek kurudu. Ben ona gece sularsan yeşerir dedim. Adak dilettim. Her gece onu uyandırdım… Ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece o çiçek ben oldum.” dedi adam, o yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle… “Her gece o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef gece sulanmayı sevmez, hakim bey… Geçen gece de… Yaşlılık… Ben de uyanamadım. Uyandıramadım. Çiçek susuz kalırdı, amma kadınımın boynu yine azabilirdi… Suçlandım… Sesimi çıkartamadım…”
O an mahkeme salonunda her şey sustu. Ertesi sabah gazeteler “Sedef susuz kaldı” diye yine yalnızca neticeyi haber yaptılar…




Tek Oğlunu Kaybeden Acılı Çin’li Kadının Hikayesi (bizde şükür)



   Üzüntü içindeki kadın bir din adamına gider ve, “hangi duaları etsem, hangi büyüleri, sihirleri yapsam oğlumu bana geri getirir?” diye sorar.
Ona birkaç teselli sözü söyleyip, geri yollamak yerine; din adamı, “bana asla acıyı tatmamış bir evden, bir hardal tohumu getir. Onu, senin yaşamından acıyı yok etmek için kullanacağız” der.
Kadın hemen bu büyülü tohumu aramaya başlar. Çok güzel, kocaman bir evin önüne gelir ve kapıyı çalar. “Asla acıyı yaşamamış bir ev arıyorum. Burası öyle bir yer mi? Bu benim için çok önemli” diye sorar.

   Onu içeriye alırlar ve “sen yanlış yerdesin” diye söze başlarlar. Daha sonra son günlerde başlarından geçen tüm trajik olayları anlatmaya koyulurlar.

  Kadın kendi kendine düşünür. “Bunlar benden daha acılı, bunlara birinin yardımcı olması gerekir.” Ve orada kalıp onlara yardımcı olmaya karar verir.

Daha sonra başka evler aramayı sürdürür, acısı olmayan. Ama nereye gitse herbirinden acı dolu binbir hikaye duyar. Ancak insanların acılarını azaltabilme işine öylesine kendini kaptırır ki neredeyse oğlunun acısını ve onu unutturacak olan hardal tohumunu aramayı unutur. Böylece yavaş yavaş acı onun yaşamından çıkar gider….

Sırtımızdaki Yükler




Delinin biri camiye girer, belli ki namaz kılacak.

Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer, dolanır..

... Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..

Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar.. ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.

Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan.. Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile..
İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar..

İmam aynı mahalleden, bilir az çok garibin halini, şefkatle yaklaşır meczubun yanına ve der ki:

“Oğlum böyle namaz mı olur, sırtında odunlarla, sen ne yaptın?
Hem kendini hem de çevreni rahatsız ettin bak, bir daha namaz kılmaya yüksüz gel olur mu?”

Bunu duyan meczup melül-mahzun, ama manalı bir bakışla sorar

“Âdetiniz böyle değil mi?”

“Ne âdeti?!” der Hoca..

Cemaat da toplanmış, merak ve şaşkınlıkla olayı izlemektedir o sıra..

Der ki meczup bu kez:

“Hocam ben namaz kılmak için girdim camiye, şöyle kendime uygun bir yer ararken içeridekilere baktım, gördüm ki herkesin sırtında bir şeyler var. Zannettim ki adet böyledir, ben de şu odunları yüklendim geldim işte, neden kızıyorsun? Kızacaksan herkese kız, tek bana değil!

Hoca şaşırır: “Benim sırtımda da mı var?” der..

“Evet” der meczup, “Hepinizin sırtı yüklü!”..

Cemaatte ise hafiften “deli işte!” manasına,bıyık altından gülüşmeler başlamıştır..

Meczup bu kez öne atılır ve tek tek cemaati işaret ederek, saf bir çocukça, heyecanla bağırır:

“Bak bunun sırtında mavi gözlü bir çocuk, bunda kocaman bir elma ağacı vardı..

Bunda kırık bir kapı, bunda bir tencere yemek, bunda kızarmış tavuk, şunun sırtında yeşil gözlü esmer bir hatun, bununkinde de yaşlı annesi vardı!..”

Sonra iki elini yanlarına salar başını sallar ve umutsuzca;

“ Boş yok, boş yok hiç!..diye tekrarlar.

O böyle söyleyince, herkes dehşet içinde şaşkınlıkla birbirinin yüzüne bakar!

Aynen doğrudur dedikleri çünkü;
Kimi doğacak çocuğunu düşünüyordur namazda,
kimi bahçesindeki meyve ağaçlarını,
biri onaracağı kapıyı,
diğeri lokantasında pişireceği yemeği..
Biri açtır aklında yiyeceği tavuk,
birinin sırtında sevdiği kadın,
diğerinde de bakıma muhtaç annesi vardır.

“Peki söyle bakalım bende ne vardı?” der, bu kez endişeyle Hoca..

O da der ki:
“Zaten en çok da sana şaştım hoca! Sırtında kocaman bir inek vardı!

Meğerse efendim, hocanın ineği hastaymış, “öldü mü ölecek mi?” diye düşünürmüş namazda...

“Harâbât ehlini hor görme sakın, defineye mâlik viraneler var.”
Bildirince bildiren, yüreği olan görüyor elbet.."

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Kuranı Kerim Bunlardan Bahsetmiyo diyenler buraya göz atsın

Makale By Eyyupk ;Öncelikle sözüme şurdan başlayayım


Allah, "eL-fettah" ismiyle insanların kalbinde ve aklında kapılar açar.Onu her farklı tanıyışımız Ona olan imanımızı,muhabbetimizi ve sevgimizi arttıracaktır maddede görülmeyeni gösterecektir tıbki bu ayetlerde görmek istediğimiz gibi.Siz de her farklı delil ile başka kardeşlerimizin "hiç böyle düşünmemiştim" demesine, Rabbimize olan bağlılığının ve imanının daha artmasına vesile olabilirsiniz.Hatta O'na inanmayanların hidayete ermesine de vesile olabilirsiniz. Bir de bakmışsınız ki,Rabbimiz bu amelinizden dolayı sizden razı olur.Bu vesileyle konuya geçiyorum.


(Bizi kim diriltir derler. De ki, sizi ilk defa yaratan diriltir. [Alaylı bir tarzda] başlarını sallayıp “Ne zaman” derler. De ki, yakındır.) [İsra 51]


(Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmekten şüpheniz varsa, [bilin ki] biz, sizi [Âdem'den, Âdem'i de] topraktan, sonra nutfeden [spermadan] sonra alekadan [embriyodan] sonra yapısı belli belirsiz bir et parçasından yarattık. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra bir bebek olarak çıkartırız, sonra sizi, olgunluk çağına erişmeniz için bırakırız. Kiminiz öldürülür, kiminiz de önceki bilgisinden sonra, ömrünün en verimsiz çağına ulaştırılır ki bilirken bilmez hale gelir. Yeryüzünü de kupkuru, ölü bir halde görürsün; ama biz onun üzerine yağmur indirince, harekete geçer, kabarır ve her çeşit, çift çift bitki bitirir. Bütün bunlar gösteriyor ki, Allah elbette haktır, ölüleri o diriltir ve o her şeye kadirdir. Kıyamet de şüphesiz gelecek ve muhakkak Allah kabirlerdekileri de diriltecektir.) [Hac 5-7]


(İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet, biz onu, parmak uçlarına varıncaya kadar bütün incelikleriyle, yeniden yaratmaya kadiriz.) [Kıyamet 3,4]


2/BAKARA-28: Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O’na döndürüleceksiniz.


Bakara, 2:260 – İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azizdir, hakimdir, buyurdu.




İzmir’de hazırcevaplılığı ile ün yapmış Çantacı Necmi olarak tanınan Necmi İlgen yine bir sohbetinde bir ateiste verdiği cevabı anlatıyor.


Üniversiteli bir ateist olan, öldükten sonra dirilmeyi ilkel bulan Şinasi ile arasında geçen ilginç diyaloğu Necmi İlgen şöyle anlatıyor:


— Üniversiteli bir gençle tanıştım. Adı Şinasi… ‘Ben öldükten sonra dirilmeyi çok ilkel görüyorum’ dedi. Yani ‘ilkel insanlar buna inanır’ dedi. ‘Böyle bir asırda böyle bir şeye inanılmaz’ dedi. ‘Öldükten sonra toprağa giriyoruz benim nötronlarım protonlarım toprağa karışıyor.’


Aklınca beni bu bilgilerle boğacak. ‘Sonra atomlar protonlar topraktan otlara geçecek ve otları inekler, koyunlar ve keçiler yiyecek ve ben onlara geçeceğim ve onlarda vazife görmeye devam edeceğim’ dedi. ‘Eğer birine kendini dinlettirmek istiyorsan önce dinleyeceksin daha sonra kendini dinleteceksin’ dedim.


Eğer sen karşıdakini dinlemezsen kendini karşındakine dinletemezsin.


Şinasi’ye sordum ‘kaç yaşındasın’ diye. ‘25’ dedi. ‘Şinasi peki 26 yıl önce nerdeydin’ dedim. O da ‘yoktum bilmiyorum’ dedi. ‘Vardın’ dedim.


Şinasi’ye ‘baban önce ıspanağı yedi; ineğin sütünü içti; koyunun köftesini yedi; keçinin pastırmasını yedi ve babanın kanında sen dolaşmaya başladın ve annene geçtin. Annen yedi koyun etini, kayseri pastırmasını, içti sütü, Amerikan kahvesini içti ve sen doğdun’ dedim.


‘Bu kadar dağınık yerlerden seni dağıtıp yeniden toplayan Allah seni yine dağıtıp toplayamaz mı’ dedim. Bir işi bir defa yapan Allah ikinci defa daha aynı işi yapması daha kolay olur. Zaten onun için her iş çok koladır. Şinasi’ye ‘şimdi anladın mı’ dedim ‘anladım hocam’ dedi.


‘Ben bu soruları hocalarıma soruyorum’ dedi. ‘Bana gavur diyorlar’ dedi. ‘Sana gavur diyen bu durumda yobaz oluyor’ dedim Şinasi’ye.




Bir insan aklının var olduğunu söyler fakat ona denseki: Sen aklının var olduğunu söylüyorsun ve buna inanıyorsun bize aklını gösterir misin?
O insan aklının var olduğuna inanır fakat göstermeye gücü yetmez...


Askere giden insan bilir komutan veya çavuş tek düdükle 1 eri yat kalk sürün yaptırırmı? Aynı komutan 1 tabur askeride aynı düdük hareketiylede bütün tabura yat kalk sürün yatırırmı? O komutan o erleri kendine alıştırmışmı ? O erleri eğitmişmi yada başka bir deyişle evcilleştirmişmi kendine ? İşte atonm çağındayız kardeşim o her bir eri atom zerreciği olarak düşündüğünde her biri Allah ın emrine musahhar kılınmış bir er hükmündedir o kendine alıştırdı her zerreye isteğini yaptıryo Kuran ayetlerin de her şeyin bir ölçüsü olduğu söyleniyor periyodik tamloya baksan aynı atomlarda oluşup farklı proton sayısıyla farklı elementler oluşturmakta her biri ölçüyle dizilmiş.Gelelim ayetler ilk yaratılmada bizler doğaya serpiştirilmiş bir atomlardık yani ölü gibiydik sonra toplatıldık ana rahmine yerleştirildik diriltildik sonra tekrar atomlarımız dağıtılacak bir gübre gibi sonra tekra toplatılacağız.Allah o kendine alıştırdığı atomları toplamaya dağıtmaya muktedirdir.


Şimdi gelelim bu ayetlerde başka başka şeyler varmı inceleyelim bunun üzerinden;


Kardeş bak bu ayette sen cep telefonun veya diğer elektronik aletlerin icadını ve transistör kondansatör mikro işlemci vb. elektronik devre elemanlarının icadının yazdığını görebiliyormusun ben görebiliyorum .Çünkü o atom zerreleri evcilleştirilmiş bir er hükmündeydi öyle değilmi.Bak bir kısmını insan oylunu idresine nasıl veriyorda kontrol edip ona istediğini yaptırabiliyorsun.Bak cep telefonunun dokunmatiğine dokunduğun anda kaçtane atoma bunu yap şunu yap diye emir veriyorsun transistörler kondansatörler işlemci ve programlama diliyle ne yapacağını ona emir veriyorsun.Yukardaki ayette kuşları kendine alıştırmayı bu dokunmatik telefonlarla karşılaştır bakalım senin basit düşündüğün o hikmetli sözlerde görülmeyeni görebiliyormusun.


Kuranda Ezan yoktur diyen varsa yukarda anlattıklarımı okuduktan sonra Rabbimizin basit bir uslupla değil ötenin ötesini gösterecek üstün bir zekayla ayetleri sıraladığını göreceksiniz.


Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.
62/CUMA-9


Ayrıca Rabbim leş haramdır deyip bütün hayvanların isimlerini tek tek kitapta yazması ne kadar abes olur ayrıca onun o onsuz ilmiyle niye yazmamış dememiz ne kadar abes .Senin evine gelsem desem ki Alper niye bu televizyonu buraya koymadın bunu buraya koyalım çamaşır makinasını niye buraya koymadın desen seni iki dakika sonra beni evden kovarsın be.



Bulaşıcı hastalıklar (ellerden geçtiği)
"Başınıza her ne musibet geldiyse, kendi ellerinizin kazanmasıyladır."(Şura Suresi 30)


Mikrop (dabbe) (Televizyon manasında da kullanılabilir)
"Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların (her dabbenin) rızkı ancak Allah'a aittir." (Hud, 6)


“Her canlının (dabbenin) dizgini Allahın elindedir.” (Hud, 56)


"Allah her canlıyı (dabbeyi) sudan yaratmıştır. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayakla yürür, kimi de dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah, şüphesiz her şeye kadirdir." (Nur, 45)


Atom
“Ne göklerde ne yerde, Allah'ın ilminden, bir zerre ağır­lığınca bir şey kaçmaz. Bundan (zerreden) daha küçük ve da­ha büyük hiç bir şey yoktur ki, hepsi muhakkak kitapta apa­çık bulunmasın.» [677]
Görülüyorki şu iki ayette bahsi geçen zerrenin, yâni ato­mun daha da küçüğü vardır. Yukarda da izah olunduğu üze­re, atomun parçası denen bu varlığın elde edilmesiyle. atom enerjisi bulunmuştur.

[677] Sebe: 34/3.




Demirin atom numarasıyla ilgili
Andolsun ki elçilerimizi açık kanıtlarla gönderdik ve onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik ki insanlar adaleti ayakta tutsunlar. Ve demiri de indirdik. Onda zorlu bir kuvvet ve insanlar için yararlar vardır.(Hadid 57:25)

Hadid demir demektir
Sure Besmeleyle beraber 26 ayettir buda demirin atom numarası 26 verir
Demirin izotop sayısı 57 dir buda surenin numarası 57 yi verir.vb gibi örnekler araştırılmaya muhtaçtır.Ayrıca bu surede bütün elementlerin periyodik tablodaki atom numaraları verilmiştir örnek hadid suresinde 1.ayette f harfine kadar olan kelime sayısı 9 kimyada flor elementi f ile gösterilir atom numarası 9 dur.Arapça O elif olarak yazılır hadid suresi 1.ayette 8 harf elif yani periyodik tablodaki oksijeni simgeler atom numarı 8 dir.hadid suresi 13 ayette zr kadar 40 harf bulunmakta zirkonyum elenmetine denk gelmekte.Vb gibi örnekler kardeşim işte elementler.


Atmosfer
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O’dur. Sonra göğe istiva edip de onlarıyedi gök olarak düzenleyen O’dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 29)


Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi… Böylece onları iki gün içinde yedi gökolarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti… (Fussilet Suresi, 11-12)



Dünya atmosferinin üst üste dizilmiş farklı katmanlardan meydana geldiği bilinmektedir.19 Kimyasal içerik veya hava sıcaklığı ölçü alınarak yapılan tanımlamalarda, Dünya’nın atmosferi 7 katman olarak belirlenmiştir



Basınç la ilgili ayetler
"Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık, onlar ise bunun ayetlerinden yüz çevirmektedirler." (Enbiya Suresi, 32)



İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Herbirinden taze balık eti yersiniz, takındığınız süsler çıkarırsınız. Allah'ın lutfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz. [Fâtır Suresi: 1

İki suyun birbirine karışmaması ve gemilerin burada Rabbimin izniyle gemi (aynı zamanda uçak gemisindende) bahsediyor havanın ve suyun basıncıyla euro dinamik olarak yükseldiğinin söylüyor.




Şimşek , dolu,Kar
“Baksana, Allah bulutları sevk ediyor, sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunların arasından yağmur çıkıyor. Allah, gökteki dağlar büyüklüğündeki bulutlardan dolu indirir de onunla dilediğini vurur, dilediğini de ondan korur. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır!” (Nur, 24/43)

Dağ -bulut-dolu dilediğine kelimeleriyle kimine kar(dağ)-kimine yağmur(ova)-kimine dolu yağdırır manasında kullanılmış yoksa burda gökteki dağ manası niye kullanılsın dolu kullanılması bile burda buz suyla aynı şeyi ifade ettiği gibi karlada ilşkilendirilir.(ayrıca buz kar manasındana kullanılıyor)



23/Müminun-18. ayetin mealine bakalım:
Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik; şüphesiz biz onu (kurutup) giderme gücüne de sahibiz.
Mealde "yerleştirdik" diye geçen kelime orijinal nüshada "eskennâhu" olarak geçer, bu kelime türkçemizde de "iskân" diye geçmiş ve yurtlandırma anlamındadır. Elbette bu ifadeyle suyun belli miktarda toprak üstünde ve altında kaynak olarak depolandığını düşünebileceğimiz gibi, suyun donarak dağlarda ve kutuplarda yurt bulması anlamını da çıkar.



Galaksiler
"Allah, O'ndan başka ilâh yoktur... Göklerde ve yerdekilerin hepsi O'nundur... Onun bildirdiklerinin dışında insanlar O'nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür." (Bakara: 2/255)



“Gün gelir, yeryüzü başka bir yere, gökler de başka göklere çevrilir” (Ibrahim, 14/48)

“Gök de yarılıp ayrıldığı zaman, gezegenler dağılıp döküldüğü zaman, deniz fışkırtıldığı zaman.” (Infıtar, 82/1-3)
Evrenin genişlemesi ve binbeng
“Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaaddir. Elbette, Biz yapıcılarız.”
(Enbiya, 21/104).


‘Güneş dürülüp toplandığında, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde’ (Tekvîr, 81/1-3)





Dünyanın dönüşü ve yuvarlaklığı

"Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır."(Neml, 27/88)

Neml suresindeki ayette Dünya'nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır.

“Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kuturlarından geçmeye gücünüz yetiyorsa haydi çıkın. Çıkamazsınız, ancak bir imkan ile çıkabilirsiniz.”(Rahman, 55/33)

Ayetteki ‘kuturlar’ tabiri bilindiği gibi çaplar demektir. Çap, yuvarlak bir şekil olduğuna göre, hem göklerin, hem dünyanın yuvarlak olduğu anlaşılır.



Güneşin yörüngesi gece gündüz dünyanın onun etrafında dönüşü
36. Sure (Yâsîn Suresi), 37. Ayet
Gece de onlar için bir delildir. Gündüzü ondan çıkarırız, bir de bakarsın karanlık içinde kalmışlardır.
36. Sure (Yâsîn Suresi), 38. Ayet
Güneş de kendi yörüngesinde akıp gitmektedir. Bu mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiri(düzenlemesi)dir.
36. Sure (Yâsîn Suresi), 39. Ayet
Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.
36. Sure (Yâsîn Suresi), 40. Ayet
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
39. Sure (Zümer Suresi), 5. Ayet
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki, o mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
41. Sure (Fussilet Suresi), 37. Ayet
Gece, gündüz, güneş ve ay Allah'ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah'a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.
71. Sure (Nûh Suresi), 15. Ayet
‘Görmediniz mi Allah yedi göğü, tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?'
71. Sure (Nûh Suresi), 16. Ayet

‘Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?'



Kürtaj 
Maide suresi âyet 32:“….. Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. ……….”


17/İSRA-31
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.






Herşeyin Kaydedildiği
LOKMAN Suresi 16. ayet
(Lokmân, öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.”



Kur’an ayetinden anlaşılabilmektedir ki, işlediğimiz “şeyler” tamamen zaptediliyor. Buna sesler de dahil… Bütün dava, bu zaptedilen / kaydedilen ses şifrelerinin henüz deşifre edilememiş olması… Fakat ayet “Allah onu karşına getirir” dediğine göre bu, “gökte, yerin altında veya kayanın içinde” diye anlatılan şifrelerin, büyük kıyametten önce çözülebileceği ihtimal dahilindedir.(Bunu şunu benzetebiliriz bluetooth tan karşıya gönderilen ses ,dosya ve görüntü olarak algılaya biliriz)

Devam edecek.....




10 Ağustos 2017 Perşembe

Eskisi olmayanın yenisi olmaz


Aralıksız çalan kapının zili, Mübeccel hanımı eski ahşap merdivenlerden hızla aşağı indirmek için zorluyordu. Fakat yaşlanmıştı artık. Dizlerinin ağrısı artmış, ona ağır hareket etmesini söylüyor gibiydi.

— Geldim, geldim…

— Kim o!

— Benim anneciğim, kızın Neriman.

— Neriman!

Mübeccel Hanım 2 yıl önce gelin etmişti kızını, iyi bir insandı damadı bir de torunu vardı. Ne güzel şeydi torun sevgisi.

— Hayırdır kızım ne bu acele peş peşe basıyorsun şu zile. Gel gel, bakalım içeri, ver bakayım şu kucağındaki yavrucağı.

—Bıktım artık anne bıktım, dayanamıyorum. Dönmeyeceğim o eve bir daha.

—Sakin ol bakalım! Geç içeriye. Kapıda konuşulmaz böyle şeyler. Ben bir çay atayım ocağa, hem konuşur hem de bir şeyler yer içeriz.

—Tamam, anne ben çocuğu yatırayım.

Mübeccel Hanım, ocağa çay koyarken düşünüyordu; ne oldu acaba? Damat bir şey mi yaptı, deli kız kim bilir neye sinirlendi yine.

—Anlat bakalım kızım hayırdır inşallah. Nedir seni böyle apar topar bize getiren?

Neriman ağlamaktan şişmiş gözleri ile annesine baktı tekrar başladı ağlamaya, hıçkırarak ağlıyor, “olmuyor anne ben artık o eve dönmeyeceğim” diye söyleniyordu. Mübeccel Hanım:

— Ne oldu kızım baştan anlat dedi.

— Ne olacak tartıştık. Çok sıkıldım tatile gidelim dedim, “gidemeyiz hanım işlerim çok yoğun, şimdi izin alamam’’ dedi. ’’Salondaki halı eskidi zaten koltuklara uymuyor değiştirelim, haftaya arkadaşlar bize gelecek ayıp olur’’ dedim, beni eşyalarımla seven benim arkadaşım olamaz dedi. Deli edecek beni anne, deli edecek. Suç bende tabi Feride gibi alıp getirteceksin halıyı mecbur kalacak kabullenmeye.

Mübeccel Hanım, çayları getirmek için mutfağa gittiğinde, Neriman hâlâ kocası için bir şeyler söyleyip, bağırıp çağırıyordu. Mübeccel Hanım, elinde çay tepsisi ile içeri girdi.

—Beni dinlemiyor musun anne?

—Dinlemez olur muyum, dinliyorum. Yıllar evvel bende senin gibi baba evine gitmiş, anneme ağlayıp zırlamış, dönmeyeceğimi söylemiştim.

—Anneannem ne demişti sana anne?

—Ne diyecek beni bir güzel azarladı, kolumun altına getirdiğim bohçamı sıkıştırdı ve ‘’bu evde sana yer yok, bilirsin ki evden çıkan kız geri dönmez, hadi bakalım dön kocanın yanına, özür dile, yalvar ki seni affetsin’’dedi ve beni adeta kovar gibi kapının önüne koydu. O zaman çok kızmış, söylenmiştim anneme, şimdi hak veriyorum. İyi ki geri göndermiş beni… Sonra sen oldun baban ve ben çok mutlu bir evlilik geçirdik, kimseye muhtaç etmedi beni, Allah, onu başımdan eksik etmesin, ondan razı olsun rabbim. Ya, işte böyle.

—Ne yani, şimdi anneannem gibi sende beni, geri mi göndereceksin?

—Kızım seninle konuşacağım; şimdi sana söyleyeceklerimi iyi dinle, tarih tekerrür etti ve eder de, sen de bu söylediklerimi kendi evladına söyleyeceksin belki.

Annesi tekrar söze başladı:

— Bak kızım, biz sana dinini öğrettik, seni dinini bilen namazını kılan, güzel ahlaklı çalışkan biri ile evlendirdik. Evet, bunlar anne babanın görevleridir ama biz bu konuda Allah rızası için hassas davrandık. Feridun’u baban da, ben de çok severiz hiç saygısızlığını görmedik, eli açıktır hem sana hem herkese. Sana ve çocuğuna bağlıdır. Size daha iyi imkânlar vermek için, gece gündüz çalışıyor sizi kimseye muhtaç etmiyor. Yediğiniz önünüzde yemediğiniz ardınızda. Bizim gibi yokluk çekmiyorsunuz. Çamaşırı çamaşır makinesi, bulaşığı bulaşık makinesi, halıları halı makinesi yıkıyor. Ekmek yapma, soba yakma derdiniz yok, evler kaloriferli, sana ve senin gibilere rahatlık batıyor kızım rahatlık. Seninki düpedüz şımarıklık... Sen para kazanmadığın için bilmiyorsun, ekmek artık aslanın ağzında değil, midesinde, ne yapsın adam başka iş bulmak kolay mı? Sen kocanı yok tatildi, yok halıydı diye bunaltırsan, zaten yorgun geliyor adam, onu rahat ettirmezsen, hasta olur o zaman ne yapacaksın?

Sen sen ol; sakın gereksiz şeylerle dünyalıkla, kocana sıkıntı verme, eskinin kıymetini bilmeyenin, yenisi olmaz derler. Gereksiz istek ve harcamalardan kaçın, kendini kocanın yerine koy, bütün gün insanlara laf anlatmak, yük çekmek kolay değil. Dırdır eden kadın olma, hiç kimse, dırdır dinlemek istemez. Kaldı ki yorgun gelen koca hiç istemez. Kocanın kılık kıyafetine, ütüsüne dikkat et; çünkü erkek dışarıda karısını temsil eder. Ütüsüz gömlek ve pantolon, ondan önce seni küçültür. Sakın sesini kocandan fazla yükseltme, ondan izinsiz hiçbir şey yapma, buraya bile gelirken izin almayı ihmal etme. Kocanı güler yüzlü, neşeli karşıla. Sakın arkadaşlarına beyini anlatma, arkadaşlarını ve arkadaşlarının kocaları hakkında duyduklarını beyine bahsetme! Kimse, bir başkası ile karşılaştırılmaktan hoşlanmaz. Kendine, kılık kıyafetine özen göster. Beyini ana baban da olsa, kimseye şikâyet etme. Yuva yıkmak kolay ama yapmak zordur. Yuvana sahip çık, evinin hanımı ol, artık babanın evinde misafir olursun, senin evin, yerin kocanın yanıdır. Kocanı üzersen bizi üzmüş olursun, bunu unutma. Bizim rızamızı kazanmak istersen eve gittiğinde, beyinden özür dile olur mu kızım.

Annesi söylediklerini düşünmesi için çayları doldurmak bahanesi ile Neriman’ı yalnız bıraktı. Neriman annesinin haklı olduğunu düşünüyordu. Aslında kocası iyi bir adamdı, kötü bir alışkanlığı yoktu. Hiç bir zaman kendisine kötü davranmamış, hatta olumlu isteklerini yerine getirmeye çalışmıştı. O kadar da önemli değildi zaten, halısı uyum sağlamasa da değiştirilecek kadar eskimemişti. Başkalarının söyleyecekleri için huzurunu bozduğuna değer miydi? Bütün bunları düşünerek dalmıştı Neriman… Annesi:

—Çocuk uyandı, ağlıyor galiba kızım bir baksan dedi.

Neriman içerideki odadan çocuğunun üzerini giydirmiş, kendiside pardösüsünü eşarbını örtünmüş olarak çıktı. Mübeccel Hanım:

—Hayırdır gidiyor musun kızım dedi.

—Gideyim anne, galiba sen haklısın, beyim gelmeden sevdiği yemekleri hazırlayarak kendimi affettireyim.

—Eh sen bilirsin kızım haydi selametle git. Bil ki en doğrusunu yapıyorsun, işte Müslüman bir hanımefendisi böyle yapar zaten.

Neriman, annesinin elini öpüp, iki sokak ötedeki kendi evine doğru yola koyuldu.

Mübeccel Hanım, kızının arkasında uzun uzun bakıp dua etti…

Şimdiki kızlar, sıkıntı çekmiyor, sabır göstermiyor böyle evlilik de yürümüyor. Evinde sıkılan, karısına kızan, kocası ile tartışan, baba evine koşuyor. İncir çekirdeğini doldurmayan sebeplerle boşanıyorlar. Biz seni sokakta bulmadık bırak gel kızım diyen anne baba sonra çok pişman oluyor ama olan çocuklara oluyor. Evlatlarına sabırlı olmayı, yük çekmeyi, saygı ve sevgiyi öğretemeyen aileler sonuçlarına hep birlikte katlanıyor. 

4 Temmuz 2017 Salı

İSTANBUL’UN GELECEĞİ VE ARMAGEDDON

İstanbul’un manevi fethi artık çok yakındır…   Şam üzerine gidildiği an, İstanbul’un manevi iklimi hareketlenecektir! Çünkü İsrail, dünyayı ‘Şam’la oyalayıp, Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya saldıracaktır…(Hayati Sır) 

İsrail Suriye’ye girip Şam’ı alacak. Bu sırada Yunan da Türkiye’nin batısını, İstanbul’u ve çevresini vuracak. (Abdullah Gürbüz Baba)

Türkiye Kuzey Irak’a girince Üçüncü Dünya savaşında Ruslar Türkiye ve Avrupa’ya hücum edecek. Anadolu’da işgal doğudan Ankara’ya kadar yaklaşacak. Bu nedenle başkent İstanbul’un Anadolu yakasına taşınacak. (Abdullah Dağistani, Ahmet Müştak Baba)

Muhyiddin-i Arabiye göre Üçüncü dünya savaşının bir ayağı İstanbul’dan geçecek. İstanbul Ruslar tarafından işgal edilecek. Nostradamus’a göre Latin donanması tarafından işgal edilecek. Bu ihtimale göre İstanbul savaşan güçler arasında el değiştirmiş olabilir.

Aytunç Altındal’ın kitabına göre İstanbul Hristiyanlar tarafından işgal edilecek. Camilerin kubbelerine haçlar dikilecek.

Nazım Kıbrısi sohbetlerinde  İstanbul’un bombalanacağını, bu yüzden insanların kırlara yayılmasını ve gıda stoku yapmalarını tavsiye etmektedir.

İstanbul’da üniversitede iken aynı binada oturan bir tasavvuf ehli, şeyhlerinin kendilerinden İstanbul sur içinden çıkmamalarını tavsiye ettiğini söylemişti. Zira savaşta İstanbul’un sur içi kısmı bombalanmayacaktır. 

Nostradamus’un ifadelerine bakılacak olursa İstanbul haçlılarca işgal edilince İstanbul’da Bizans devleti ihya edilecektir. Ancak tahminimizce bu devlet en fazla 6 ay sürecektir. 

Hz. Mehdi'nin zuhurundan önce, dünyayı kaplayacak olan bütün zamanların en büyük savaşı çıkar. Bu savaş üç ay sürer ve dünya nüfusunun büyük bir kısmı telef olur.  

Üçüncü dünya savaşının başında Türkiye zor duruma düşecektir. Vefat etmiş bir evliyaullaha göre ülkenin yarısı düşmana silah atmadan teslim olacaktır. Ülkenin bir kısmı işgal altına girecektir. Bu duruma Hadis-i şerifte İslam ordusunun üçte biri savaştan kaçacak demesiyle işaret olunmaktadır. Ancak diğer kısmı direnişe geçecektir.    Orta Asya ve Afganistan’dan gelen askerlerin yardımıyla Rusya, Hatay ve Doğu Anadolu’da teslim alınacaktır.

Nazım Kıbrısi’nin bahsettiği 4. Sultan Selim ile ilgili rivayetlere bakılacak olursa Osmanlı Sultanı İstanbul’a geri dönecek ve Osmanlı devleti ihya edilecektir. “Allah’ın emriyle Sultan geri döner ve hak yerini bulur. Dağılmış olan ümmetim yeniden hilafet sancağı altında toplanırlar.” demektedir.  Daha sonra İstanbul yöneticisi kutsal emanetleri Mehdiye teslim edecek ve Hilafet Mehdi’ye intikal etmiş olacaktır. “Bir Selim emanetleri alır, bir Selim de Mehdiye teslim eder” denmiştir. Birinci Selim: Yavuz Sultan Selim’dir, diğer Selim de 4. Sultan Selim’dir. 

Niyazi-i Mısri'ye göre Osmanlı devleti Mehdi zamanında sona erecektir. Devlet mehdi'ye devrolunacaktır. 

Fatih Sultan Mehmet Han’ın mürşidi Akşemseddin’e göre "İstanbul'u önce Mehmed fethedecek, sonra İstanbul haçlıların eline geçecek, daha sonra da Mehdi İstanbul'u tekrar fethedecektir.”

Mehdi Mekke’den zuhur edip sefere çıkacak. Savaş durduktan sonra, Hz. Mehdi Şam ve Konya üzerinden İstanbul'a vararak Mukaddes Emanetleri teslim alacaktır. Mehdi İstanbul’u tekbirlerle savaşsız fethedecektir.

Mehdi, İstanbul’da iken Deccalın Horasan’dan zuhur etmiş olduğunu işitip Şam’a intikal edecekler. Mehdi, İsa’nın zuhuruna kadar Şam’da muhasara altında kalacak. İsa Deccalı öldürecektir.

Savaşın başında işgale uğrayan ve üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak yeniden doğan Türkiye; savaşın sonunda İstanbul ve Ege Adaları Beylerbeyliği, Anadolu Beylerbeyliği ve Balkan-Rumeli Beylerbeyliği olarak üç ana eyaletten oluşan bir devlet olacaktır. 


Uyarı: İstanbul hakkında söylenen rivayet ve haberler burada toplanmıştır. Gerçeğin nasıl zuhur edeceğini Allah bilir. Buradaki senaryonun aynen zuhur edeceğini iddia edemeyiz. Evliyaullaha bildirilen Kader levhaları Allahın takdiriyle değişebilir. İnsanların hak etmesine göre hafifleyebilir yada sertleşebilir. Dua gelir musibeti ya öteye atar, ya kaldırır, ya da hafif geçmesine sebep olur. 

Burada verilen kaynakların hepsi aynı değerde olmayabilir. Çünkü nurani ve zulmani kaynaklar beraber aynı yazıda derç edilmiştir.

Bu yazıyı yazan da bu konuları okuyandan daha fazla biliyor değildir.


Haşim Orhun (YORUM )
Bu öyle bir mevzuki içine girdinizmi içinden çıkamıyorsunuz.Ben melhame-i kubra veya armageddon hadisesini iki yıldır araştırıyorum.Birşeyi farkettim bu mevzu üzerinde yapılan keşifler(daha dogrusu keşif denirmi buna bilmiyorum.keşifler bildigim kadarıyla dogru çıkar) o dönemde dünya siyaseti ve cemiyet hayatına göre yapılıyor.Yani Birinci ve ikinci dünya harbi esnasinda bu tür yorumlarda bulunmuş islam alimleri.hakeza soguk savaş döneminde,israil-arap harpleri döneminde,amerikanın birinci ve ikinci ırak işgali dönemindede yapılmış bunlar.Bazı alimler müceddid imam rabbani hazretlerini misal göstererek Mehdi (a.s) 2600 lu yillarda çıkacak diyorlar.Bence bu süre çok uzun .Peygamber efendimiz (sav) kıyamet 1500 kalmaz kopar demiştir.ve ayrıca ümmetinin en kısa ömürlü ümmet olacagını söylemiştir.Bazı islam alimleri bunu 1500 yılından sonra bozulma ve küfr döneminin başlaması olarak izah etmişlerdir.Bana göre yani benim gibi bir acize göre önce islamın yükselişi olmalı yani türkiye osmanlı dönemindeki gücüne erişecek ve bütün islam cografyasini hilafet bayragı altında toplayacak.Ama bugünkü olan hadiselere baktıgımızda bir armageddon harbinin belirtileri var.esed ailesinin kelb kabilesinden olması.suriyede müslümanları hunharca katletmesi bunu dogruluyor biraz.Ama daha mehdi ( a.s) ın zuhur etmesi için gereken bir sürü alamet gercekleşmedi.sizin son yazınızda söylediginiz gibi bu tür haberlerle devlet yönetilmez.Osmanlı imparatorlugu avrupa ve diger bölgelere yüzlerce sefer yapmıştır.bu tür haberlerle hareket etmemiştir.


ABDULLAH GÜRBÜZ BABA HAZRETLERİ


Abdullah Baba hazretleri sohbetlerinde, ki kendisi 2004'te vefat etmiştir, ortadoğunun (Mısırın, Libyanın, Suriyenin vs.) karışacağını, bu karışıklıktan sonra Mehdi Resul'ün çıkacağını defaatle anlatmışlardır. Günümüze bakınca bu "karışıklığın" bugün gerçekleştiği görülmektedir.
O size ansızın gelecektir (Kıyametin aniden meydana geleceği gibi Mehdi As. da aniden zuhur edecektir.)

* "Şu anda Mehdi Ali Resul, henüz kendisinin Mehdi As. olduğunu ve maneviyattaki derecesini bilmiyor." (Demek ki Abdullah babaya göre Mehdi As. dünyada... Abdullah Baba Hz.lerinin ahirete irtihal -vefat- tarihleri 2004'tür...)
Peygamber Efendimiz (sav) hadis-i şeriflerinde, “Beni Asfar zuhur etmeyince Mehdi çıkmaz” buyurmuştur. Şu anda Mehdi Âli Resul henüz kendisinin Mehdi Ali Resul olduğunu ve maneviyattaki derecesini bilmiyor.
Mehdi Ali Resul hâlâ tahsiline devam etmektedir. Üstadımız bir defasında: Evladım insanlara Mehdi şu desem, kimse inanmaz. Hatta “Âlim” diye bilinen pek çok insan ona karşı gelecek muhalefet edecek, buyurmuşlardır.

* "İnsanlara Mehdi As şu şahıs desem, kimse inanmaz. Hatta 'Alim' diye bilinen pek çok insan ona karşı gelecek muhalefet edecek.. 'Allah’ın Kitabını kendilerine göre yorumlayarak, O’na delil olarak gösterecekler. O’na karşı Kur'an üzerinde savaşacaklar'..."
Rasulullah (sav) Mehdi Âli Resul için “Halifetullahtır” (Allah’ın Halifesidir) buyurmuştur (Ramuz el-Ehadis s.48/1). Ancak Mehdi Ali Resul zuhur ettiğinde âlimlerin oybirliği ile halifeliğe seçilecektir. Bundan sonra da biatleri kabul edecektir.
* "Biatler Mehdi Ali Resul kendisi istemediği halde yapılacaktır. Bu da bize gösteriyor ki Mehdi Ali Resul kendisini hiçbir zaman mehdi olarak ilan etmeyecektir. İnsanların gelip 'alametler sende bulunuyor' demelerine rağmen o yine de bu görevi kabul etmeyecektir. Çünkü bu görev pek ağır sorumluluk istemektedir..."
İmam-ı Cafer-i Sadık Hz.leri de bu konu ile ilgili şöyle buyurmuştur; “Doğrusu Kaim’imiz kıyam ettiğinde, Rasulullah’ın cahiliyet dönemindeki halktan gördüğü muamelelerden daha şiddetlisi ile karşılaşacaktır.
— Bu nasıl olacak diye sorulduğunda, şöyle buyurmuştur.
— Rasulullah geldiğinde halk taşlara, kaya parçalarına ve tahta parçalarına tapıyordu. Ama Kaim’imiz kıyam ettiğinde halk Allah’ın Kitabını kendilerine göre yorumlayarak, O’na delil olarak gösterecekler. O’na karşı Kuran üzerinde savaşacaklar.

Not: çelişki var. Hem alimler ona karşı çıkarlar deniyor, hem de alimlerin oybirliğiyle seçilir diyor.

* "Hz. Mehdi uzun bir dönemden sonra Mekke’de Kabe’nin kenarında zuhur edecektir. Peygamber Efendimizin (sav) bayrağı, kılıcı, sancağı ve gömleği ondadır. Melekler vasıtasıyla O’na yardım edilecek, İslam düşmanlarını öldürecek ve zalimlerden intikam alacaktır. Mehdi Ali Resul ilk biatleri Hacer-ül Esved ile Kabe arasında kabul edecektir. O’na ilk biat edenler O’nun ashabı olacaktır. Sayıları 313'tür. Bedir Ehli’nin sayısı kadar... 50'si kadındır. Ashabının isimleri ve sayıları belirlenerek kendisine emanet edilmiştir. Allah onları bir Cuma gecesi Mekke’ye toplayacak. O cumanın sabahı hepsi Mescid-ül Haram’da bir araya gelecekler. ...  Onlar necip kişilerden, hakimlerden, yönetici ve din bilginlerinden oluşur."

* "İlk biatleşmenin ardından Mehdi Ali Resul Şam’a (Dımaşk'a) gelecektir. İsa As.ın zuhuru da Şam’da olacak.  "İsa As.'ın İslam’ın dünyaya hakimiyetinde çok büyük katkıları olacak. Pek çok mucize gösterecek.

* "Önce Mehdi Ali Resul’ün en büyük mücadelesi Deccal ile olacak. Deccal de şu anda hayattadır ve İsrail vatandaşıdır. O da kendine göre çeşitli istihraçlar (sihir) gösterecek, pek çok insan ona tabi olacak. (Yahudiler ve en çok da kadınlar ona inanacak) Ona yardım edecekler. 

Ülkemizde deprem olacak, birçok il hasar görecek, İzmir yerle bir olacak.
 
İsrail Suriye’yi almadıkça Mehdi çıkmayacak. 
Suriye'ye vuracaklar, Suriye Türkiye'ye kaçacak. Ondan sonra Türkiye'ye vuracaklar. İsrail Hatay’dan vuracak. Orada bulunan Amik Ovası kan gölüne dönecek. Medine İsrail tarafından vurulacak. Filistin ve Lübnan da çok zayiat verilecek.

"Türkler önce Yahudi’den tarafa olacaklar sonra Yahudiler tarafından Müslümanlar tarafına geçecekler. Türkiye’nin çeşitli yerlerinden insanlar; 'Biz de Yahudi’yi ülkemizden çıkaralım' deyip orada toplanacaklar. Tam bu esnada Yunan Türkiye’yi vuracak. Hatta Boğaz köprülerini ve Marmara'daki büyük sanayi tesislerini hep vuracaklar. Amik Ovasında savaşmaya gelen Türklerden bazıları; Aman İstanbul’u vurmuşlar. İstanbul elden gidiyor. Eyvah! Malımız mülkümüz elden gidiyor deyip savaşı terk edecek. Bir kısım ise kalıp Yahudileri yok etmek için savaşacaklar. Afganistan’dan siyah bayraklılar gelip Mehdi As'a yardım edecekler."

Savaşta Türkler yenilecekler onları Asyalılar kurtaracak. Türkiye ve Rusya üç gün işgal edilecek. 

* "Türki devletlerden de Mehdi’ye asker gelecek. İstanbul Mehdi Ali Resul tarafından yeniden fethedilecek. Mehdi Ali Resul döneminde İslam’ın başkenti Konya olacak. Bütün mezhep ve tarikatları bir çatı altında toplayacak..."

* "Mehdi As.'ın komutanları başka yerlerden olacak. Yalnız Konya’dan değil, ancak Mehdi Ali Resule yardım etmek için tüm komutanları Konya’da toplanacaklar..."

Konya İslam’ın başkenti olacakmış, deyince. Abdullah Baba Hz.leri cevaben şöyle buyururlar:
— Evladım komutanlar başka yerlerden olacak. Yalnız Konya’dan değil, ancak Mehdi Âli Resule yardım etmek için tüm komutanlar Konya’da toplanacaklar.
 
Mehdi Ali Resul’ün en büyük mücadelesi küfrün başı olan fitnenin en büyüğü, Deccal ile olacak. Deccal de şu anda hayattadır ve İsrail vatandaşıdır. O da, kendine göre çeşitli istihraçlar (sihir) gösterecek, pek çok insan ona tabi olacak. 

Mehdi Resule de Merih yıldızındaki cinliler yardım edecek. Merih yıldızında suret halinde gözüken cinler var, insan suretinde inip yardım edecekler. Hatta Mehdi Resul gelmeden önce Amerika Merih yıldızına uzay aracı ile gidecek. Orada bulunan cin taifesinin UFO olarak bilinen kendilerine göre araçları var. Merih yıldızındakiler cin taifesidir. Amerika onların binitlerini vuracak, ama içindekiler latif oldukları için kaybolacaklar. Orada işleri çok zor olacak.

Mescidi aksanın altı boşaltılıyor orayı da patlatacaklar. Ancak orayı cin ve ifrit taifesi yaptı. Onlar orayı koruyacaklar patlayan bombalar, ancak kendilerine zarar verecek.

Savaş anında bir füze düşeceği zaman Allah’ın izni ile dur diyecekler, tekrar geri yerine gönderecekler. “Barut su olacak”tan kasıt o dönemdeki en ileri teknik savaş aletleri hiçbir varlık göstermeyecek anlamında kullanılmıştır. 

* "Deccal’ın kellesini Topkapı sarayında bulunan Davud As.'ın kılıcı ile Mehdi Ali Resul kesecek. Zira o kılıcı Davud (as) kendisi elleri ile yapmıştır. Ve kılıcın üzerinde İbranice “bu kılıç ile Davud, Callut’tun kellesini kesmiş Mehdi de Deccal’ın kellesini kesecek” yazılıdır. Deccal yeryüzünden kalktıktan sonra, İslam bütün dünyaya hâkim olacak. Asr-ı Saadet dönemi gibi bir yaşantı başlayacak .
 
Mehdi Ali Resul zamanında ilim çok ilerleyecek, yıldızlar arası seyahat olacak, araba ve taşıtlar havada uçacak aynı Süleyman (as)’ın koltuğu ile havada gittiği gibi.Yecüc ve Mecüc denilen kavim Çinlilerdir, çok büyük bela olacaklar.

Yecüc ve Mecüc denilen kavim Çinlilerdir, çok büyük bela olacaklar.

Dünyada az bir kafir kalacak ve tüm dünyaya Müslümanlar hakim olacak. ABD, Müslüman olacak birçok Avrupa ülkesi Müslüman olacak. Avrupa  İslam’a hamile, Türkiye ise Avrupa’ya. İslam’ın gür sedası Avrupa’dan gelecek. Özellikle Almanya ve Hollanda Allah’tan bir mani olmaz ise kesin Müslüman olacak. Avrupa da ki kiliseler zamanı geldiğinde hep cami olacak.

Bir rivayette yedi yıl sürecek olan bu devirin son zamanlarında yine bozulmalar ve yanlışlar başlayacak...

Videosunu izleye bilirsiniz (Video 1990 yılında çekildi-Abdullah baba 2004 yılında vefat etmiştir)
KAYNAKLAR:Derleyen By Eyyupk

Huşu











Nitekim, birgün annesi Veysel Kârânî Hazretleri’ne sordu:

“Oğlum bütün bir gece sabaha kadar nasıl ibâdet edebiliyorsun? Buna nasıl dayanıyorsun?”

Cevap verdi:

Ey güzel annem!

İbâdetimi özene bezene yapıyorum.

Kalbim huşû ile öyle genişliyor ki, yorulmak nedir bilmediğim gibi, yeryüzü ve her türlü bedenî hislerle alâkam kesiliyor.

Bir de bakıyorum ki, sabah oluvermiş..!

“ Nedir bu huşû hâli ey Üveys? ”

“Huşû, bir bedene mızrak saplansa, canın haberi olmayışıdır.”









“Huşu” genelde halk arasında namaz bağlamında kullanılan bir kelime olup, namaz içerisinde konsantrasyonu yakalayıp, zihnini tamamen namaza yoğunlaştırma şeklinde anlaşılır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ise kelime “alçak gönüllülük, tanrıya boyun eğme” şeklinde tanımlanmıştır.


Namazda huşuyla ilgili Allah’u teala şöyle buyuruyor:


اَلَّذٖينَ هُمْ فٖى صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
Onlar derin bir saygıyla namaza duran kimselerdir. (Muminun 23/2)


Bu ayette ifade edilen huşuun neyi ifade ettiği aşağıdaki ayette detaylandırılmaktadır:


Onlar (namaz kılarken); ayakta, oturarak ve yanları üstünde Allah’ı zikreder (anlayarak Kur’ân okur, dua eder) göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. Derler ki: “Sahibimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sana içten boyun eğeriz, bizi o ateşin azabından koru! (Ali İmran 3/191)


Buradan anlaşılmaktadır ki Allah namazımız esnasında okuduğumuz ayetlerle, çevremizde gözlemledimiz şeyleri ve olayları bağdaştırma çabası içerisinde olmamızı emretmektedir. Bu sağlanabilirse, ikisinin uyumunu gören insan, hayranlık ve acziyet içerisinde Rabbine teslim olabilecektir.


Ayette geçen ‘haşıûn’ kelimesi خ- ش -ع kökünden türemiş olup eski dönem lügatlarında:


itaat etmek, boyun bükmek, tevazu göstermek, sakin olmak, sesini alçaltmak, gözünün feri kesilmek, solmak, kurumak, korkmak, güneşin tutulması, batması, yıldızların batmaya yüz tutması gibi anlamlarında geçmektedir.


Kur’an’da bu kelime, genelde insanlar için kullanıldığını ama bir ayette toprakla ilgili diğer bir ayette ise dağın huşûundan bahsedildiğini öğreniyoruz. İnsanlar için kullanıldığı yerlerde huşu kelimesinin Allah’a saygı, Allah’tan korkmak, sesin kısılması, gözlerin yere bakması, kalbin huşûu şeklinde geçiyor. Aşağıda bu ayetlere kısa kısa değinilecektir.



Allah’a içten saygı duymak


Bu konuda Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor:


وَٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلْخَٰشِعِينَ


Sabırlı davranarak ve namaz kılarak yardım isteyin. Bu, Allah’a saygısı olanlardan başkasına ağır gelir. (Bakara 2/45)


Bir diğer ayette şöyle buyrulmakta:


ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَٰشِعُونَ


Onlar derin bir saygıyla namaza duran kimselerdir. (Muminun 23/2)


Bu iki ayette huşu kelimesinin namaz bağlamında kullanıldığını ayrıca namaz ve sabırında ayette birlikte geçtiği göze çarpmakta.


Diğer ayetlerde bu kelime kitabî ayetlere inanma, tasdik etme bağlamında geçiyor:


وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ لَمَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِمْ خَٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۗ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ


Ehl-i kitap içinde Allah’a, size indirilene ve kendilerine indirilmiş olana inanıp güvenen, Allah’a karşı saygılı olanlar vardır. Onlar, Allah’ın ayetlerini geçici bir bedelle değişmezler. Onların, Rableri katında ödülleri vardır. Allah, hesabı çabuk görür. (Ali İmran 3/199)


Allah’ın ayetlerini görüp de bunların Allah’tan geldiğini kabul etmekte huşu sahibi kimselerin ulaşabileceği bir sonuçtur.


İsra suresinde 107 – 109. ayete kadarki pasajda bu konuya ilişkin ayetler bulunmaktadır. 107. ayette kendilerine ilim verinlenlerden bahsedilir ki onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda derhal secdeye kapanırlar ve nihayet 109. ayette şöyle buyrulur:


وَيَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًا


Çenelerinin üstüne kapanır ağlarlar. Bu onların saygısını artırır (İsra 17/109)
Dikkat Secde ayeti  
(Tilavet secdesi niyeti ile, eller kaldırılmaksızın "Allahü Ekber" denilerek secdeye varılır. Üç kere "Sübhane Rabbiye'l-ala" veya bir kere: "Sübhane Rabbena in kâne vadü Rabbina lemef'ulâ" denilir. Ondan sonra "Allahü Ekber"denilerek kalkılır.)


Bu ayetlerde dikkatimizi çeken Allah’ın ayetlerini okuyan, dinleyen kimselerin bunların Allah’tan geldiğini kavramaları ve bu onların huşûunu artırmasıdır. Yani huşûun artan bir niteliğe sahip olmasıdır.


Başka bir ayette ise kalplerin huşûundan bahsedilmekte. Rabbimiz şöyle buyuruyor:


… أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ ٱللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ ٱلْحَقِّ



Kendini inanıp güvenmiş (mümin) sayanların kalplerini, Allah’ın Zikrine (Kitabına) ve o gerçekten süzülen hikmetlere bağlamalarının zamanı gelmedi mi? Sakın daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar; üzerlerinden uzun zaman geçmişti de kalpleri katılaşmıştı. Onların çoğu yoldan çıkmıştır. (Hadid 57/16)


Buraya kadarki ayetlerde huşûun insanların ulaşmaları gereken bir nitelik olduğunu, buna ulaşmanın yolunun belkide ibadetlerde sabırlı davranmayla birde Rabbimizin ayetlerini kavrayıp, hakikatı görmeye çalışarak ulaşmanın mümkün olduğunu söyleyebiliriz.


Kelimenin geçtiği ayetlerden, insanların mahşer meydanındaki hallerini konu eden bir ayet kümesi de oluşturabiliriz.


Bu ayetler kümesini şu başlıklar altında toplayabiliriz:


Sesin kısılması:


يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ ۖ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا


O gün sesler Rahman için kısılacak, bir tarafa sapmadan dosdoğru o davetçinin peşinden gideceklerdir. Fısıltıdan başka bir şey duyamayacaksın. (Taha 20/108)


Bakışların alçalması – yere eğilmesi


خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ


Saygıyla önlerine bakacaklar, alçaklık her yanlarını saracak. Onlar bu hale gelmeden önce de secdeye çağrılmışlardı. (kalem 68/43)


خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ


…saygıyla önlerine bakarlar, alçaklık her yanlarını sarar. İşte tehdit edildikleri gün o gündür. (Meariç 70/44)



أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ


Gözleri yere inmiş olacaktır. (Naziat 79/9)



وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ


O gün kimi yüzler yere eğilmiş… (Gaşiye 88/2)


Yazımızın başında ele aldığımız ayetlerde konuyla ilgili daha olumlu ifadeler vardı.


Örneğin, hedeflenen bir seviye, artma özelliği taşıyan ve sadece gereken gayreti gösteren kimselerin elde edebileceği bir olgu huşu sahibi kimselerden bahsediliyordu. Yukarıdaki ayetlerde ise kavrama daha olumsuz bir anlam yüklendiği farkedilmektedir. Bir şeyin yukarıdan aşağı inmesi, seslinin sessizleşmesi, yüzlerin yere bakması, elde edilen bütün nimetlere rağmen rablerini unutanlar ve ona dönmeyecekmiş gibi yaşayanların akıbetleri bu ayetlerde ortaya konulmaktadır.


Son olarak, Allahın yarattığı diğer varlıkların huşûundan bahsedilen ayetleri de görelim.


Dağın huşûu:


لَوْ اَنْزَلْنَا هٰذَا الْقُرْاٰنَ عَلٰى جَبَلٍ لَرَاَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِ وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik Allah korkusundan baş eğip parça parça olduğunu görürdün. Bunlar insanlar için oluşturduğumuz örneklerdir; belki düşünürler. (Haşr 59/21)


Aynı kelimenin dağlar için kullanılması ilginçtir. Dağlar, insanların zorlukla tırmanabildiği, parçalamak için türlü türlü malzemelere ihtiyacı olduğu bir iştir dağları parçalamak. Ama Allah korkusu onu huşu sahibi yapıyor. Buna mukabil yeryüzünde Allahın sıklıkla bahsettiği ayetlerindendir dağlar.


Toprağın huşûu


وَمِنْ ءَايَٰتِهِۦٓ أَنَّكَ تَرَى ٱلْأَرْضَ خَٰشِعَةً فَإِذَآ أَنزَلْنَا عَلَيْهَا ٱلْمَآءَ ٱهْتَزَّتْ وَرَبَتْ ۚ إِنَّ ٱلَّذِىٓ أَحْيَاهَا لَمُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰٓ ۚ إِنَّهُۥ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ


Allah’ın ayetlerinden biri de şudur: Yeri kupkuru görürsün; üzerine yağmur suyunu indirdik mi kımıldar ve kabarır. Yeri dirilten Allah, elbette ölüleri de diriltecektir. O, her şeyin ölçüsünü koymuştur. (Fussilet 41/39)



Bu ayette toprağın huşu sahibi olmasının anlamlarından biride kuru bir haldeyken Allah’ın ayetlerinden biri olan yağmurla beslenen canlanacağıdır. İnsanlarda Allah’ın ayetleriyle beslendikleri takdirde canlanacak ve huşu sahibi olacaklardır.


Sonuç


Huşu kelimesi ayetlere bakıldığında daha çok insanın Allah’a karşı duruşunu ifade eden bir olumlu hal olduğu anlaşılıyor. Allah’a karşı görevlerini laikiyle yerine getire kimseler huşu sahibi olabilirler. Buna ulaşmanın yolları ise Allah’ın ayetlerine teslim olmak, büyüklenmekten sakınmak ve ona sabırla ibadet etmeye devam etmektir. Dünya hayatında bunu yapmayanlar ahirette yüzleri kara bir halde bakışları yerde olacak, Allaha bakmaya yüz bulamıyacaklardır. İnsanlar huşu sahibi olabildikleri gibi Allah’ın yarattığı diğer varlıklar da huşu sahibi olabilirler.



Namazda aklıma dünyevi şeyler geliyor. Namazda huzurlu olamıyor ve huşu ile namaz kılamıyorum. Ne yapmam gerekir?


Günlük hayattaki yozlaşma ve meşguliyet çokluğu sebebiyle ibadetlerimizde bazen zihin karışıklığı, manevi teveccüh eksikliği söz konusu olabiliyor.


Karmakarışık bir ruh haliyle yaptığımız bu gibi ibadetlerimizden bazen ümitsizliğe bile düşüyor, ruhi zevk almadan, derin huzur duymadan yapılan ibadet makbul olmaz diye de vesveselere giriyoruz, bir gevşeme söz konusu oluyor. Böyle bir yorumda haklılık payı var mı? Yoksa her şeye rağmen ibadetimizin değeri, kutsiyeti sürer mi? İhlas mı esas?


Efendim, bu konuya ait bir değerlendirmeyi İmam-ı Şarani'nin Levakıh'ından özetlemiştim vaktiyle. Ona bir daha göz atacak olursak ümit verici bir yaklaşımın olduğunu görecek, ibadetlerinizde ne kadar karışık ruh hali olursa olsun bir gevşeme söz konusu olmayacaktır inşaallah. Hazret-i İmam, ibadetlerde zevk almama, huzur duymama halini anlatırken şu bilgileri vermektedir.


İbadetlerinde zevk almak, heyecan duymak hemen hepimizin hoşuna giden bir güzel mazhariyettir. İnsanı etkileyen bir derinliktir. Bunu herkes arzular. Bu derinlik olmalıdır da... Ancak istenen bu huzur yakalanamadığı takdirde ümitsizliğe kapılmak da yanlıştır.


Hatta, Allah'ın öyle kulları da olmuş ki, ibadet ve itaatlerinde zevk alıp derin huzur duymaktan memnun olmamış, bu hislerini ibadet ve itaatin ruhu olan ihlasa aykırı bile bulmuş, zevk ve huzur için ibadet ediyor duruma girdiklerini düşünerek dualarında şöyle demişlerdir:


- Allah'ım, bizi sana ibadet ve itaat ettiren ibadetlerimizde aldığımız zevk ve huzur ise biz bundan sana sığınıyor, zayıfları teşvik için verdiğin bu ücreti içimizden silmeni diliyoruz...


İmam bundan sonra şu değerlendirmeyi yaparak diyor ki:


- Bir kimse namazında, niyazında duyduğu zevk ve huzurdan çok seviniyor da bunu namazın şartı gibi hep bekliyorsa, bilsin ki o kimse lezzet ve huzur bağımlısıdır. Daldığı huzur ve aldığı lezzetin teşvikiyle ibadet ediyor, ihlasın ve karşılıksızlığın gereğiyle değil.


Şarani Hazretleri burada bir örnek de veriyor:


- Mısır'ın maneviyat büyüklerinden Efdalüddin Hazretleri bir gün bana şöyle dedi: Uzun zamandır gece ibadetlerimde ilerlemeler kaydediyor, kendi kendime ihlasım gittikçe artıyor, diye düşünüyordum. Bir gece tefekkürümde farklı şeyler ilham edildi bana. İçimden bir ses beni ikaz etti. Senin ibadetlerinde ilerlemen ihlastan değil, ibadet sırasında aldığın ruhani lezzet ile duyduğun huzurdan dolayıdır. Hele bir aldığın zevk bitsin, duyduğun huzur kaybolsun, nefsin itiraz etsin, kafan, gönlün karmakarışık durumda ibadet eder hale gel de o zaman gör ihlasının artıp artmadığını!..


Efdalüddin Hazretleri konuyu şöyle bağlamaktadır:


- Bundan sonra zevk almadan, huzur duymadan yaptığım ibadetleri nefsimle daha ciddi mücadele ederek yaptığım ibadetler olarak gördüm, asıl ihlasın böyle nefisle mücadele ederek yapılan ibadette olduğunu anladım!..


Bu yoruma göre denebilir ki, günlük meşguliyetlerin içinde gözümüze, gönlümüze akseden görüntüler kafamızı karıştırıp, zihnimizi meşgul edebilir, ibadetlerimizde huzur duyamaz, zevk alamaz hale getirebilir. Adeta nefsimizle cebelleşerek ibadet yapıyor duruma bile düşebiliriz. Ama bütün bunlara rağmen ibadetlerimizde bir gevşeme ve şüpheye düşme söz konusu olamaz. Biliriz ki, bizler ruhani zevk ve huzur için değil, Rabb'imizin emri olduğu için ibadet ediyoruz. Görevimiz İlahi emri hiçbir beklenti içine girmeden yerine getirmektir...





İbadetleri yaparken isteksiz olmamızın bazı nedenleri vardır:


1. Yaptığımız ibadetlerin kıymetini ve değerini tam anlayamadığımızdan olabilir. Bu konuda bize ibadetlerin mahiyetini anlatan eserlerden istifade etmek gerekir.


2. Bulunduğumuz ortamlar manen çok kötü olabilir. Nitekim leş bulunan bir yerde burnumuz rahatsız olur. Bunu gibi, haramların çok işlendiği bir yerde ruhumuz rahatsız olacağı için ibadetlerden zevk alamayabiliriz.


3. Hasta bir insan yediği ve içtiği şeylerden tam zevk alamaz. Örneğin dili yaralı olan biri yediği yemeğin tadına ve lezzetine varamaz. O halde tadavi olmalıdır. Biz de işlediğimiz günahlarla kalp ve ruhumuzu yaralıyor ve hastalandırıyoruz. Bu nedenle ruhun gıdası olan ibadetleri yaparken tam zevk alamıyoruz. Onu için tedavi olmak gerekiyor. Ruhun tedavisi önce tövbe ve istiğfar, sonra da bir daha günahlara girmemeya çalışmaktır.


Burada önemli bir konu var. Hasta insan yediği gıdalardan zevk alamaz, ama yine de yemeye ve içmeye devam eder. Çünkü gıda almaya mecburdur. Biz de ibadetlerimizde zevk almasak da devam etmeliyiz. Çünkü, ruhumuz gıdaya muhtaçtır. İnşallah zamanla zevk almaya başlayacağız ve yaptığımız ibadetlerde bizi günahlardan koruyacaktır.




Kaynaklar :Derleyen By Eyyupk





http://www.kurandaegitim.org/2017/04/19/kuran-i-kerimde-husu-kavrami/

https://sorularlaislamiyet.com/namazda-aklima-dunyevi-seyler-geliyor-namazda-huzurlu-olamiyor-ve-husu-ile-namaz-kilamiyorum-ne-3

https://plus.google.com/u/0/collection/UKkhX?cfem=1
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...